Fuseki Sayı 01


Merhaba,

Son yıllarda Türkiye’de go oyununun hızla gelişmesi gereği, bir yazılı iletişim aracı çıkartmak artık kaçınılmaz hale geldi. “Taşlı Yol”dan sonra –ki bu fanzin hakkında ayrıntılı bilgiyi ilerleyen sayfalarda bulabilirsiniz - böyle bir eksikliği sanırım hepimiz hissediyorduk. Hatta belki kimilerimizin “Taşlı Yol”dan haberi bile yok, ki bu var olan eksikliği daha fazla hissetmeleri demektir. Biz de tam bu noktadan çıktık yola. Başta bir kulüp toplantısı sonrası muhabbetinde ortaya çıkan fikir, sonraları uzun sohbetlerle gelişti ve buraya kadar gelebildi.

Kapakta da yazdığı üzere Fuseki, bir go fanzini. Fanzin, İngilizce “fun” ve “magazine” kelimelerinden türetilmiş “funzine” kelimesinin Türkçeye geçmiş hali. Genellikle fotokopiyle çoğaltılan, ucuz yollu, öğrenci işi, bağımsız dergimsi. Bir iletişim aracı olarak fanzini seçmemizin nedeni ise fanzin tanımı gereği yeterince açık zaten.

Az zamanımız vardı… İçerik hazırlamamız gerekiyordu, yazı yazmamız ve yazı istememiz gerekiyordu… Gerçekten zor oldu. Eksiklerimiz elbette vardır, olacaktır da. Özellikle ilk sayı için öncelikli amacımız, eksik gedik, bir şekilde Fuseki’yi turnuvaya kadar yetiştirebilmekti. Yetişebilsin ki, hazır birçok insan turnuva için Ankara’da toplanmışken, onlara bu fanzini sunabilelim. Yetişebilsin ki insanlar isteyince bir şeyler yapılabileceğini görsünler. Neyse… Uzundur hayalini kurduğumuz, üzerine kafa patlattığımız go fanzini artık somut olarak elimizde!

Gelelim isim konusuna. Fuseki, go oynayanların birçoğunun bildiği üzere oyunda başlangıç hamleleri anlamına geliyor. Biz, daha önce de söylendiği üzere Türkiye’de go oyunu adına yazılı bir iletişim aracının eksikliğinden yola çıktık. Sonuçta düzenli bir yazılı iletişim aracı çıkarmak ve bunun sürekliliğini sağlamak kolay değil. Go oyununda nasıl ki başlangıç hamleleri oyununun ilerleyen bölümleri için önemliyse, bir fanzin ya da dergi çıkartmaya kalkışmak da ileride, go oyunu adına kalıcı bir dergi ya da fanzin (ne olduğu önemli değil, internet dışında yazılı bir iletişim aracı olması yeterli) olması açısından o kadar önemli. Biz sadece başlangıç hamlelerini yapıyoruz. Bu yüzden fanzinin isminin fuseki olmasını, bu derdimizi anlatması açısından uygun gördük.

Bir yerden başlamamız gerekiyordu. Biz Fuseki’yi çıkarmayı seçtik. Elimizden geldiği kadarıyla... Bu aylık bu kadar oldu. Umarız bir sonraki sayıda daha güzeli olur. Sizin de yardımlarınızla tabii.

Umarız okurken keyif alırsınız. İyi okumalar. Ve tabii iyi oyunlar…

Türkiye Go Oyuncuları Derneği: ülkemizde bir go derneği varmış…

Seksenler… Büyük dönüşüm yılları Türkiye’nin. Gelişme ile yozlaşma, rejenerasyon ile dejenerasyon, üretim ile tüketim arasındaki zıtlaşmalarda, ülkemizin tercihini hep ikinci sıradakilerden yana koyduğu yıllar. Hepimizin heyecanla peşinden koştuğu go oyunu da bu yıllarda filizlenmeye başlamış. “Şibumi” adlı eser kafalara merak tohumları ekmiş, birkaç kişide bu tohumlar yeşermiş, buluşmuş ve go oynamışlar. Türkiye’de go işte böyle başlamış.

Nereden nereye! Birkaç kişinin merakı olarak başlayan go macerası, şimdi yüzlerce meraklısı olan bir kitle oyunu haline dönüştü. Belki Alpar Kılınç’ın da hayalinde olan go dünyası, onu kaybettikten bir on yıl sonra gerçekleşiyor Türkiye’de.

Bir go derneğimiz var; tam adı Türkiye Go Oyuncuları Derneği, kısaca TGOD diyoruz aramızda. Demiştik ya nereden nereye diye, bu gelişimde derneğin rolünü herhalde kimse yadsıyamaz. Kuruluşu daha yeni bir tarihte, 1995’te gerçekleşti, ama on bir yıllık geçmişinde Türkiye’de gonun gelişiminde hep öncü oldu. Alpar Kılınç’ın mirası üzerinde yükselen dernek, ülkemiz go oyuncularını bir çatı altında topladı.

Çoğu go oyuncusu, bu eşsiz oyunu başkalarına da öğretmek için ve daha çok insanın go oynamasını sağlamak için bir şeyler yapmaya can atar. Bireysel girişimlerimiz her zaman önemli oldu, bu sayede her birimizin gonun yaygınlaşmasında katkıları oldu. Dernek ise, gerek düzenlediği turnuvalar ve diğer faaliyetlerle, gerekse uluslararası alanda ulusal düzeyde temsilcilik görevini yıllardır sürdürmesiyle, bireysellikten ötede işbirliği ve ortak çabaların bir ürünü olarak karşımızda duruyor. Bugün turnuvalarımızı 60-70 oyuncunun katılımıyla gerçekleştirebiliyorsak, Koreli ya da Japon profesyonel oyuncuların ülkemize daha sık gelmelerini sağlayabiliyorsak ve uluslararası turnuvalar düzenlemeye başlayabilmişsek bunlar dernek sayesinde oldu. Uzun lafın kısası; bireysel çabalarımız her zaman önemlidir, ama büyük işler için her zaman daha büyük örgütlenmeler gerekir…

Türkiye’de son yıllarda; 1- go oynayanların sayısı, 2- oyuncuların seviyesi, 3- derneğe üye olan oyuncu sayısı, 4- turnuvalara katılan oyuncu sayısı, 5- uluslararası turnuvalara giden Türkiyeli oyuncuların sayısı, 6- düzenlenen turnuva sayısı, ve 7- gazete/dergilerde go ile ilgili çıkan haber sayısı’ndaki artış eğilimlerine bakarsak, Türkiye gosunun geliştiğini söyleyebiliriz. Bu tablonun oluşumunda gerek dernek yönetimlerinin, gerekse dernek üyesi go oyuncularının büyük çabaları oldu. Bundan 5-10 yıl önce tahmin edilemeyecek bir hızda büyüyen Türkiye gosu, ülkemizde diğer bazı zeka oyunu topluluklarında görülen yozlaşmalara uğramamış bir şekilde kaliteli oyuncu kadrosuyla yoluna devam etmektedir. Umalım (ve çabalayalım) ki gelecekte de bu eğilimler aynen sürsün.

TGOD resmi web sitesi: http://www.tgod.org.tr/

Çatağay Tavşanoğlu

Ankara'da Go Hayatı

Başlığın gerektirdiği ölçüde basitçe Ankara ve go kesişimini anlatan, yer yer go etkinliklerini duyurmayı, Ankara’daki öğrenci topluluklarından, go kulüplerinden ve kafelerinden haberler vermeyi amaçlayan bir yazı yazmak asıl amaç. Ankara-İstanbul ya da Ankara-İzmir josekilerini[1] bilen fakat oynamaktan kaçınan, “Ankara’da hayat mı olur kardeşim?” hamlelerini yapmayı düşünenlere karşı tenuki[2] yapmaya oyunun başından karar vermiş birinin kaleminden çıkmış, sakin sakin ve basitçe Ankara’daki go hayatının nasıl devam ettiğini anlatmayı amaçlamış bir yazı bu.

Ankara’nın son yıllarda ortaya çıkan öğrenci kenti kimliğine ve Türkiye’de go hayatının, Ankara’da ve bir öğrenci topluluğuyla başlamış olmasına bağlı olarak, Ankara’daki go hayatı da doğal olarak öğrenci eksenli devam etmektedir. Türkiye Go Oyuncuları Derneği(TGOD), Hacettepe, ODTÜ ve Bilkent go toplulukları, ve düzenli olarak go oyuncularının toplanıp go oynadığı Kafe Ortadünya ve İkaros Kültür Evi, Ankara’daki go etkinliklerinde baş rol oynamaktadır.

TGOD, her yıl düzenli olarak Ankara’da düzenlediği Alpar Kılınç Go Turnuvası ve Türkiye Şampiyonası ile Ankara dışındaki go oyuncularını çekmekle kalmayıp, Ankara’daki go oyuncularını da canlı tutmaktadır. Bunun yanı sıra dernek merkezinde go dersleri verip, çalıştaylar düzenleyip hem yeni başlayan oyunculara hem de ileri seviye go oyuncularına hitap etmektedir.

TGOD’un yanı sıra, üniversite topluluklarının da Ankara’daki go etkinliklerinde gerçekten vazgeçilmez payı var. Kişisel olarak sadece Ankara dahilinde değil ülke genelinde de go camiasına en fazla oyuncu kazandırdığını düşündüğüm Hacettepe, ODTU ve Bilkent go toplulukları, ilgilenenlere go oyununu öğretmek ve önceden bilenlerin gelişmesini sağlamakla kalmayıp, Ankara’da önemli ulusal turnuvalar da düzenlemektedirler. Genel olarak öğrencilere kıyasla az sayıda bulunan çalışan oyuncular ise daha çok kafelerde go oynama fırsatı bulabiliyorlar. Bu açıdan baktığımızda go oynanabilen kafeler, go oyununun Türkiye’deki gelişimi açısından sadece Ankara’da değil genel olarak Türkiye’de oldukça önemli rol oynamaktalar. Özel olarak Ankara’da da durum farklı değil. Kafe Orta Dünya ve İkaros Kültür Evi, başta topluluklarla iletişim sağlayamayan oyuncular olmak üzere, tüm Ankara’lı oyunculara go oynayabilecekleri farklı bir ortam yaratmaktadırlar. Bunun dışında düzenledikleri turnuvalar, sahip oldukları go kitaplarıyla Ankara’nın vazgeçilmezlerindendirler.

Son olarak, kentte go ile ilgili bu kadar olay olup biterken, burada yaşayanların bunların ne kadarından haberdar oldukları başka bir tartışma konusu fakat diğer yandan bunu söylemek ne kadar bana düşer bilemem ama, her zaman daha fazlasını isteme güdüsüne rağmen, bu kentteki go oyuncuları hallerinden memnunlar sanırım.

[1] Joseki: Köşe açılışlarında her iki taraf için de takriben eşit değerde şekiller oluşmasına yol açan, standartlaşan hamle dizileri.
[2] Tenuki: Rakibin son hamlesini dikkate almayıp, önemsiz görüp başka bir yere oynama.

Bertan Bilen

Bilkent Go Kulübü

Bilkent Go Kulübü 1990’lı yılların sonunda kurulmuş olup çalışmalarını günümüzde de aktif olarak sürdürmektedir. Kulübün en büyük avantajı Bilkent Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin maddi desteğini almasıdır. Her hafta Konsey Binası’nda toplantılar yapılmaktadır. Ayrıca, 2007 yılının ilk aylarında tamamlanması düşünülen kulüp kütüphanesi Go oyuncularının hizmetine sunulacaktır. Kulübün aktif oyuncuları ve turnuvalara katılan üye sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Kulüp hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için: http://ug.bcc.bilkent.edu.tr/~dkutluay/index1.html

Deniz Kutluay

Hacetepe Üniversitesi Go Topluluğu

Hacettepe Üniversitesi Go Topluluğu; Sarp Sönmez, Murat Şenyüz ve Çağatay Tavşanoğlu öncülüğünde 2000 yılında kurulmuştur. Geçen altı sene sonunda, Ankara’nın en etkin topluluklarından birisi haline gelmiştir. Topluluk olarak öncelikli hedefimiz Hacettepe Üniversitesi bünyesinde go oyununu tanıtmak, öğretmek ve sık sık oynayarak üyelerin gelişmesini sağlamaktır. Bunun yanısıra üyeler arasında düzenlenen küçük çaplı turnuvalar da üyelerimizin gelişimi açısından oldukça önemli bir rol üstlenmektedir.

İlkini 18-19 Mart 2006 tarihinde, Beytepe Kampüsü’nde gerçekleştirdiğimiz Ulusal Hacettepe Go Turnuvası’nı kalıcı hale getirmek, yine topluluğun öncelikli amaçları arasında yer alıyor. Bizim açımızdan oldukça keyifli geçmesinin yanısıra, bize fazlasıyla deneyim kazandıran 1. Ulusal Hacettepe Go Turnuvası, ülkemizdeki az sayıdaki önemli turnuvalar arasında yerini alarak, sadece Hacettepe Üniversitesi için değil, Türkiye’de go oyununun gelişimi açısından da faydalı olmuştur.

Topluluk olarak her hafta Cuma günleri 15.00 – 17.30 arasında Beytepe Kampüsü’nde Matematik Topluluğu odasında ve her Cumartesi günü de 13.30’dan sonra Kızılay Karanfil-2 sokakta, İkaros Kültür Evi’nde düzenli olarak toplanıyoruz. Yeni başlayacak arkadaşlara kuralları öğretip, kuralları bilen arkadaşlarla bol bol oyun oynuyoruz. Sadece Hacettepe Üniversitesi öğrencilerini değil, go öğrenmek isteyen herkesi aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Seda Kalaç - Bertan Bilen

ODTÜ Alpar Kılınç Go Topluluğu

Türkiye’de go oynayan kişi sayısının bir elin parmaklarını geçmediği bir tarihte kendi go takımını basit yollarla üretmiş birisi Alpar Kılınç tarafından 1989'da kurulmuştur. İnternetin henüz hiç aygın olmadığı o dönemde herhangi bir usta olmadan başta Mehmet Dardeniz olmak üzere kendi arkadaşlarıyla beraber go oyununu öğrenmeye ve etraflarına tanıtmaya çalışmışlardır. Sonrasında çok rağbet görmüş, topluluk içinde bile çok yüksek katılımları olan turnuvalar bile düzenlenmiştir. Son bir iki senede ise ODTÜ Alpar Kılınç Go Topluluğu üyeleri hafta içi en az iki gün kampus içinde 9.yurdun altındaki topluluk odalarında toplanmakta, Pazar günleri ise Orta Dünya'da Ankara’daki diğer go oyuncularıyla buluşma fırsatı yakalamaktadırlar. Hatta bu sene Hacettepe Go Topluluğu ile bir kaç defa üyeler olarak buluşulmuş ve go ortamında farklı üniversitelerde okuyan arkadaşlar birbirleriyle kaynaşma fırsatı yakalamışlardır. Ayrıca her sene Alpar Kılınç Go Turnuvasını düzenlemekte, Ankara’da düzenlenen turnuvalara ise çoğunlukla ev sahipliği yapmaktadır.

Topluluğun bu seneki çalışmalarına bakacak olursak öncelikle kendi içinde bir yapılanmaya gidilmiştir. Geçmişten günümüze çok fazla bir şey kalmamış olması ve koordinasyonun artırılmak istenmesi gibi nedenlerle topluluk bünyesinde yeni katılanlarla beraber bir Yürütme Kurulu oluşturulmuştur. Arşiv ve kütüphane, koordinasyon, malzeme, yazışma ve oda sorumlularının yer aldığı bu kurul ile isler daha kolay halledilmeye başlanmış ve böylece yeni oyuncularla da kaynaşılmıştır. Topluluğun gelecekte yapmayı planladığı mevcut bir takım işler de vardır. Bunların başında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü’nün yardımıyla kütüphanesini zenginleştirmek geliyor. Bir başka önemli plan ise ODTÜ içinde topluluk odası dışında herkesin daha rahat gelebileceği bir mekânda go oynamak. Temelinde hem ODTÜ’de kafe tarzı bir mekânda go oynanması hem de ODTÜ’deki diğer öğrencilerin bu oyuna merakının giderilmesi amaçlanmıştır. Bu plan gerçekleşirse Ankara’daki go oyuncuları ile ODTÜ’de de buluşulmuş olunacaktır.

Cüneyt Yılmazer


Alpar Kılınç ve Go Turnuvası

Bu yıl 13.sü düzenlenecek olan Alpar Kılınç Go Turnuvası, 16–17 Aralık 2006 tarihlerinde Türkiye’deki go oyuncularını tekrar bir araya getiriyor. İlki 1995 yılında yapılan turnuva, giderek yükselen katılımcı sayısıyla her yıl düzenli olarak yapılıyor. Ankara’da yapılan turnuvalar büyük çekişmelere sahne oluyor. 2005’te yapılan son turnuvada son ana kadar heyecanlı oyunlar oynandı. Kerem Karaerkek, Kıvanç Doğanay ve Emre Bektöre arasında son tura kadar süren 1.lik mücadelesinden Kerem Karaerkek küçük bir farkla galip ayrıldı ve turnuvayı kazandı. Turnuva aynı zamanda Türkiye’ye gonun tanıtımında ve gelişmesinde büyük pay sahibi olan Alpar Kılınç’ın anısına olması nedeniyle diğer resmi turnuvalardan farklı bir anlama sahip. Alpar’ın yaptığı öncü çalışmalar Türkiye’de gonun gelişmesi için çok büyük katkılar sağladı. Hayatını kaybetmesi go oyuncularında büyük üzüntü yarattı ve oyuncular da Alpar Kılınç’ı anmak için bu turnuvayı her yıl organize ediyorlar. 1995 yılında kaybettiğimiz Alpar Kılınç, 1987’de şans eseri tanıştığı goyu çok sevmiş ve oyunun daha çok kişi tarafından oynanabilmesi için çok kısa bir süre içinde ODTÜ Go Topluluğu’nun ve Go Oyuncuları Derneği’nin kurulmalarında öncü olmuştur. Alpar Kılınç aynı zamanda Türkiye’deki ilk go kitabının da yazarıdır. Go oyununun varlığından haberdar olduktan sonra ilk işi go oyununu bilen birilerini aramak oldu Alpar’ın. Elindeki kısıtlı imkânlarla bir go takımı yaptı ve onunla bulduğu go oyuncularıyla oynadı. Hiç zaman kaybetmeden go oyununu Türkiye’de daha fazla
insana ulaştırmak için çalışmalara başladı. Bugün Alpar’ın düğmelerle yaptığı go takımıyla başlattığı goyu yayma çabaları, üniversite toplulukları, kulüpler ve Go Oyuncuları Derneği tarafından büyük bir hızla devam etmektedir.

Sabri Can Çalışır

Taşlı Yol ve Beş Yıldız

"Tarihe bakarsanız anlarsınız"
Ece Ayhan

Ta o zaman, tarihe bakarak yani...

Tarih bilinci arkadaşlar, insan emeği akılla yoğrulunca hayaller somutlanınca’dan bahsediyoruz. Zamanın akışkanlığına müdahale eden insan, bir araya gelmeyi inatla, inançla çalışmayı ve evet örgütlenmeyi, sorumluluk almayı beceren bir demet insandan bahsediyoruz. Yıl 1995, 486DX, telefon, fax –ki ne lüks- yazışma adresleri, fotokopi makineleri yavaş, internet düşe kalka. Alpar Kılınç’ın ölümü ve bir ekibin safların sıklaşmasıyla anısına düzenlenen ilk turnuva : Taşlı Yol dergisi, ikinci yıldızdaki turnuva sonuçları, katılım 11 kişi. 11 yıl evvelinden bugüne gelindi. Sorsanız o ekibe, her şey dün gibi. O zamanlarda yer alan insanlar, şimdi çoluk çocuğa, işe güce karıştılar ama hala turnuvalarda ilk beş masada ve go takımlarının olduğu her yerde karşımıza gülümseyerek, selamla, içlerindeki çocuklarla çıkıyorlar. Türkiye’yi uluslar arası platformlarda ilk ifade edenler, fusekide serpilmiş taşlar gibi memleketin şehirlerinde öğretmeye ve öğrenmeye devam eden, ilham veren arkadaşlar.

İnsan coşmaya görsün, barajdaki delik çağlayana dönüşür.

Heyecan arttıkça demek böyle oluyor, sebep ve sonuçlar çalışma ve paylaşıma dönüşüyor. İşte burada Taşlı Yol, TGOD’la aynı anda, aynı günlerde çıkan resmi yayın organı görevini üstleniyor ve aynı kadro hayata geçiriyor. Bir sorumluluk, bilginin birikimi, evrimi, taleplerin cevabı oluyor.

Taşlı Yol, önde gidenlerin, arkadakilere ‘haydi’ diyerek onları da yanlarına doğru çekişidir.

Kuşlar göç ederlerken, dengeli ve ahenkli uçmak zorundadırlar. Aşmaları gereken uzun ve zorlu yolu birbirlerini motive ederek, kanat kanata kollayarak bitirirler. Sebep: türlerinin devamını sağlamak, doğada dengeyle yer almak.

Bir şey yapmak, kendini ve çevreni geliştirerek… Burada güzel olan, yolda olmaktır. Yol dendiğinde, bir uzunluk peydah olur zihinde. Ama şu da vardır ki, varılacak yer de size yakınlaşmaktadır.

Taşlı Yol ile Fuseki’yi çıkartan ekibin örtüşen noktası şu: bir araya geldikleri yer Ankara ve tanışmalarıyla geçen zaman 3 - 4 sene. Fark ise şu: o dönem turnuvalarda go oynayan oyuncu sayısı 15 – 20 kişi. Şimdi Türkiye’deki TGOD’a kayıtlı olan oyuncuları görmek için, TGOD.org.tr’ye bir bakalım. Türkiye şimdi uluslararası platformlarda Avrupa, Kore, Japonya turnuvalarında ve toplantılarında, ödüller, oyuncuların yol, konaklama masrafları, medyaya danışmanlık, kurumsal destekler, turnuva organizasyonlarındaki imece çalışmalar, iletişim becerileri, üniversitelerin, şehirlerin, dostlukların birbirini dinamik bir şekilde yoklaması ve go öğrenenlerin ve aniden gelişme kaydedenlerin yaş ortalamasının gün be gün düşmesi ve sayılarının artması. İşte fark burada...

Bu andan itibaren, oyuncuların akla gelen istatistikleri, artarak artacak ve dolayısıyla talepleri de. 90’lara gittiğimizde ise, o karanlıkta birbirlerini illa ki bulan go oyuncularının çabalarına şimdi bugüne inat, meselemiz, birlikteliğimize dairi geliştirmek.

Bir ülkenin, toplumsal estetik, bilgi birikimi ve pratiklerindeki gelişim süreci, ülke yönetiminden yerel yönetimlere, okullardan, en küçük kurum olan aileye kadar, etkileşim içerisinde olmasıyla mümkündür. Ülkemizde, hele hele bu zamanlarda, bu yüzden biz şehirlerde yaşayanlara görevler düşmekte. Küçük hareketlerin neleri tetiklediğini görebiliyoruz. Tarihe baktığımızda kendi adımıza geldiğimiz yer gibi.

Fuseki, geçmişin ve bugünün ilhamıdır. Şimdiyi ve yarını, düne kadarıyla tasarladık. Bu kurguda zamanın akışında ve kırılma noktalarında evrimleşen oyunlar ve bilgiyle bir araya gelişlerde doğan sayfalarla merhaba.

Taşlı Yol’da ayağa kalkanlar; yoklama zamanı: Kerem, Ertuğ, Dardeniz, Tuncay, Melek, Ayşegül, Emre, Oğuz, Harun, Bozacıoğlu, Varol, Murat Öztürk… Bu isimleri duymanın yanı sıra, hemen yanı başımızda görüyor olmak, TGOD’a can katıyor, Taşlı Yol’u yaşatıyor. Fuseki’ye ilham veriyor. Ve saygıyla Alpar’a bakıyoruz.

Özgür Yalçın

Kim Korkar Hain Go’dan - 10 Derste Çocuklara Go öğretme Kılavuzu

2006 Bahar Dönemi boyunca birlikte olduğum ilkokul öğrencisi arkadaşlarımla paylaştığım deneyimler ve edindiğim tecrübeler ile ilgili hazırlamış olduğum bu kısa yazı umarım hoşunuza gider. Profesyonel bir eğitimci değilim, daha önce ilkokul öğrencilerine go anlatmadım, dolayısı ile biraz hazırlıksız hissediyordum kendimi. Karşımda birçok bilinmeyen vardı. Doğal olarak bu hissin sonuçları bende çok pozitif sonuçlar üretti. Normalden daha tedbirli ve çalışkan oldum bu sayede. Bu biraz tavşan ve kaplumbağa arasındaki yarışı kaplumbağanın kazanması gibidir. Hazırlıklı olmalıydım. En usta kişi bile yeterli ekipmanı yoksa ulaşabileceği en uç noktanın çok gerisinde kalır.

Öncelikle e-mail gruplarına e-mail atarak bu konuda tecrübeli arkadaşlarımızdan her türlü ilgiye, donanıma, tavsiyeye ihtiyaç duyduğumu bildirdim. Arkadaşlarımın çoğu ilkokul öğrencisi lmasına rağmen internet olayına hâkimdi. KGS sisteminden fazla sayıda öğrenci1, öğrenci2 gibi kullanıcı ismi ve parola aldım. Bu bilgilerin bulunduğu bir sayfayı, KGS kurulum bilgileri ve internette ürkçe go sayfaları ile ilgili diğer derlediğim bilgiler ile beraber fotokopi ile çoğalttım. Bir go cd’si hazırladım. go oynayan programlar, TGOD’dan edindiğim sunumlar, internet bağlantıları vs… Bunların öğrenciler tarafından kolay anlaşılması için klasörlendirmeye özen gösterdim. Bu CD’lerden çoğalttım. Okul yönetimi ile, izlemek istediğim strateji ile ilgili bilgi alışverişinde bulundum. Derslere başlamadan önce arkadaşlarıma go oyununu araştırma ön çalışma ödevi verildi. Arkadaşlarımla daha sonra bir tanışma toplantısı gerçekleştirdik. Bu toplantıda onlara sunum gösterdim. Ben okul yönetimine ailelerini de çağırmalarının daha olumlu olacağını söylemiştim, fakat aileler yoktu. Olmalarını tercih ederdim. TGOD’dan aldığım sunum gayet güzel hazırlanmış bir çalışma idi.(Aileleri kazanmak önemlidir.) Arkadaşlarıma go oyununu kısaca tanıttıktan sonra, ekipmanı nasıl tedarik edebileceklerini izah ettim. Sonraki hafta malzeme konusunun bizi aksatmaması için daha önce okul yönetimi 9x9 asetatlı kâğıtlar hazırlamıştı. Taşları bende fazlası ile mevcut olduğu için yanımda getirmiştim.

Zayıf noktalar mutlaka rakip taşlar tarafından parçalanır. Gerçekten de çoğu arkadaşım eksik malzeme ile geldi. Oysa malzeme en önemli unsurdur, boşta kalanlar mutlaka diğerinin dikkatini dağıtır. Bu kez hazırlıklı idim. Bu arada şunu ifade etmemde fayda var burada go oyunu nasıl öğretilmelidir konusundan ziyade, kullandığım stratejilerden bahsettiğim için; önce verdiğim kısa bilgiden, atari go oynamamızdan vesaire bahsetmiyorum. Daha önce kendileri için hazırlamış olduğum cd ve fotokopileri arkadaşlarıma dağıttım. Bilgisayar laboratuarında birlikte bilgisayarımıza KGS kurarak, kullanıcı isimlerimiz ile sisteme girme ve oyun oynama çalışması gerçekleştirdik. Bu gerçekten çok faydalı ve önemli bir çalışma oldu.
Odalardaki arkadaşlarımıza bu arkadaşlarımıza yardımcı olmalarını rica ettim.

Zamanımız çocukları her şeye büyük bir merak ile iştahlı saldırması yanı sıra tatmin olmazsa çok kısa zamanda sıkılma olasılığı da yüksek. Bu yüzden zaman zaman ortak faaliyetler yapmak, problemler çözmek faydalı oldu. Arkadaşlarımızı sıkmamak gerekiyor. Gidecekleri yerde olmak önemli, kendi isteği ile geldiğini sanmalı. Tıpkı go’da da olduğu gibi. Grubu bunaltarak, etrafından omuz atarak temasla sarmak çoğu zaman, güçlü bir grup etrafında parçalanmaya müsait birkaç zayıf grupla sonuçlanabilir. Bunun yerine taşların yaşam için gideceği kaynakları önceden gidip tutmak esastır. Yaşama ihtiyacı olan o taşlar oraya gelene kadar sen zayıflığını sağlamlaştırırsın. Nasıl mı? Örneğin: (Özel nedenlerden ötürü bu sene bu çalışmaya ara vermek durumunda kaldım. Kısmetse ileride yeniden bir çalışma planlıyorum.) İnternetten Hikaru No Go cdleri getirttim, her hafta önce beraber bir bölüm Hikaru seyretmeyi planlıyorum. Bu cd’ler için alt yazı veya seslendirme imkânı olsa buradaki yerel televizyon kanallarında yayınlatmayı planlıyorum. Fakat İngilizce dublaj versiyonunu tamamlarsam bu da olabilir. Bizler millet olarak pastanın tamamını bir anda yemeye çalışmayı severiz. Fakat başarıya ulaşmak için parça parça sindire sindire yemek gerek bu pastayı. Acele etmeden yavaş ve sakin… Bu arada arkadaşlarımıza bol bol yenilmemiz gerekiyor. Bu benim için sorun olmadı. Go oyununda da kazanmak için hiç düşünmeden taş feda ederim. Bir hafta sonu seçtiğim öğrenciler ve aileleri ile sahilde bir kafeteryada buluşma ayarladım. Oldukça eğlenceli bir faaliyetti.

Bir Adem Esprisi ile yazımıza son verelim.

(GO’bi Van Kenobi) ustadan sizin için seçtiğimiz, bu sayının çocukları ele geçirme tesujisi aşağıda gösterilmiştir.

İçeri taş atın. (Throw in Tesuji)








Çocukların içinden seçtiğiniz içlerinde lider görevi üstlendiğini düşündüklerinizi kazanın. Yalnız olduğunuz bir anda aferin sen çok iyi oynuyorsun, ileride çok usta bir oyuncu olacağını umuyorum vs. diyebilirsiniz. Bu arkadaş, siz aralarında yokken go oyununu övecek ve oynamayı telkin edecek, diğer arkadaşlarımızın go aleyhinde bir çift göz oluşturmalarını engelleyecektir.

Murat Bozacıoğlu

Go ve İnternet

Bilgisayarı açtım. Hemen internete girdim. Artık önümde zaman sınırlaması yok. Ama ne yapsam? Go ile tanışıklığım ayları geçse de tahtaya taşları koymak ve arada sırada bir iki taşı esir almaktan öteye geçememişti go anlayışım. En iyisi Yahoo’ya girip go denen oyunu biraz anlamaya çalışmak. Zevkli olabilir. Birkaç oyun sonra abim geldi. “KGS denen bir server(sunucu) varmış. Orada daha güzel olabilir...”

Evimizin dial-up tan kurtulmasıyla gerçek anlamda go oynamaya başlamam aynı zamana denk gelir. Pek çok kişi de, kuralları tanıdıkları birilerinden öğrenmiş olsalar bile asıl pratik yapma mekanları internet oluyor. İşte bu kısa yazı, ana hatlarıyla bu besin kaynağının go ile ilişkisinden bahsetmeye çalışacak. Ne kadar başarılı ya da yeterli olur bilemem... Belki sadece Fuseki niteliğinde olacak.

İnternetin go açısından en yaygın kullanımı sunucular vasıtasıyla gerçekleşiyor. KGS Türkiye’de en çok tercih edilen seçenek gibi gözükmekte. Muhtemel sebeplerinden biri Türkçe olması, diğeri ise kolay iletişim (sohbet, muhabbet) imkanları olsa gerek. KGS’de Türkiye’deki oyuncuların da açmış oldukları çok sayıda oda bulunmakta. Bu odalarda oyun oynanıp başkalarının oyunları izlenebilmekte. KGS’de oynayan pek çok kişinin bildiği gibi oyun yorumları yapmak, izlemek; profesyonel (Pro) ya da yüksek seviyeli amatör oyuncuların verdiği derslere katılmak gibi seçenekler de mevcut. Cyber ORO ise bir başka sunucu seçeneği. Bu sunucuda uzak doğulu oyuncular yoğunlukta. OROda oyun listesinin üst satırlarında, bakılmaya hazır çok sayıda Pro oyunlarının bulunması güzel yanlarından. Asıl dikkatimi çeken konu sunucuların nasıl da kendi içlerinde birer topluluk olmaları ve bir tür kültür oluşturmaları... KGS’de çoğu kez 2-3 seviye üstteki birine handikapsız oyun teklif edince ret ile karşılaşırken, ORO’da girdiğinizin ilk dakikasında 2-3 seviye üstten birinin size oyun teklif etmesi (çok sayılmayacak sayıda -belki 10 belki 15 oyun civarlarında - girmişliğimin yanında birkaç kere bu oldu) çok şaşırtıcı gelmişti bana. Sadece rakip seçmede değil oyun içerisinde de önemli farklar görülmekte. ORO’da oynadığım oyunların hiç birinde sağdan soldan kesen, gördüğü grubu öldürmeye çalışan birileriyle karşılaşmadım. Bahsettiğim oyun profili KGS’de çokça görülebilir. Sadece KGS’de go oynamış birinin diğer sunucularda oynamadan gocular hakkında genel kanılara varabileceği düşüncesi de yine ilginç geliyor. DGS de kayda değer özelliklere sahip bir sunucu. KGS, ORO gibi sunucularda normal hızda, bir oyun 50dk civarında sürerken DGS’deki standart bir oyunda her oyuncuya 3 aylık ana süre verilmekte. Bir hamle için günlerinizin olması, oyuncuda kitap hamlesi yapma gereği duyması gibi bir psikolojiye sürüklüyor. Tabi oyunları bitirememek gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Bu üç sunucu dışında IGS, Dash Baduk gibi seçenekler de mevcut.

İnternet demek tabi ki sadece sunucu demek değil. Maillistler ülke, şehir ya da topluluk içi iletişimlerde büyük öneme sahip. Duyuruların yanında, go bilgilerini paylaşmada büyük hız kazandırmaktalar. Bilgi paylaşma eylemi GTL gibi siteler aracılığıyla da yapılmakta. Oyun yorumlamak, oynanmış bir oyundaki hataları görmek adına önemli bir yöntem. Sıkça yapılan hataları bulup düzeltmek oyunu biraz daha iyi oynamak, dolayısıyla oyunu anlamaya bir adım daha yaklaşmak demek (bu noktadan nereye giderse...) . GTL’ye gönderilen oyunlar daha iyi oyuncular tarafından yorumlanarak size geri gönderiliyor. İsterseniz siz de oyun yorumlayarak bu oluşuma destekte bulunabiliyorsunuz. Gobase, Go for Go, Sensei’s Library gibi siteler de incelenmeye değer yerler diye düşünüyorum. Ve son olarak tgod.org.tr, uzulmez.info/turkiyego, gooyunu.com, gooyunu.info gibi Türkçe yazı içerikli sayfaların çok değerli olduklarını belirtmek isterim.

Son kısımlarını sıkıştırarak geçmek zorunda kaldığım “go ve internet” konusunun ileride kimi kısımlarının seçilip derinlemesine yazılması dileğiyle…

KGS (Kiseido Go Server) : www.gokgs.com
DGS (Dragon Go Server) : dragongoserver.net
IGS (Internet Go Server) : www.pandanet.co.jp/English/
Cyber ORO : www.world.cyberoro.com

GTL (Go Teaching Ladder) : gtl.xmp.net
Go’ya Giden Etkileşimli Yol : playgo.to/interactive/turkish/
Senseis Library : senseis.xmp.net
Gobase : www.gobase.org
Go for Go : www.go4go.net/english
TGOD : www.tgod.org.tr

Biyografi: Honinbo Shusaku (1829-1862)


Birçokları tarafından go oyununun altın çağı, 19. yüzyıl ortalarının en iyi oyuncusu olarak adlandırılır. Senede bir düzenlenen Kale Oyunları’nda göstermiş olduğu ardarda 19 galibiyetlik inanılmaz başarısından sonra “Yenilmez Shusaku” takma adıyla anılmaya başlamıştır.

Tüccar Kuwahara Wazo oğlu Kuwahara Torajiro (Shusaku), 6 Haziran 1829’da Onomichi kenti yakınlarında bir kasabada doğdu. Go oyununa olan yatkınlığı erken farkedilen Shusaku, henüz altı yaşındayken çevresi tarafından bir go efsanesi olarak kabul görmüştü bile. Lord Asano, bölgenin yerel yöneticisi, böyle yetenekli bir çocuğun varlığını haber aldı. Lord Asano, Shukasu’yla bir maç yaptıktan sonra O’nu kendi himayesine aldı, ve bir go uzmanı aynı zamanda da kendi çalıştırıcısı olan Hoshin’den ders almasını sağladı. 1837 Ocak’ında dönemin en iyi oyuncularından Ito Showa Onomichi’ye yaptığı ziyaret sırasında Skukasu’yla bir maç yaptı, Shukasu bu tarihte neredeyse shodan olmuştu bile. Showa, bu çocuğun yeteneğinden etkilenmişti.

Onomichi’de verilen eğitim O’na yeterli gelmemeye başlayınca, Shusaku Kasım 1837’de Honinbo Okulu’nun bir öğrencisi olmak üzere Edo’ya gitti. Shusaku 10 yaşında, 28 Kasım 1839’da, shodan diploması aldı. 1840’da, bir sene için evine yaptığı dönüş sırasında, Lord Asano tarafından senelik burs kazandı. 1841 Eylül’ünde Edo’ya dönen Shusaku, herkes tarafından bilinen ismini aldı ve 2-dan’a yükseldi.

1846’da Shusaku, Gennan Inseki’yle (8-dan) tanıştı. Meijing gücünde olduğu söylenen Gennan’la yaptığı karşılaşmanın ilk oyununda Shusaku iki handikap aldı. Kazanma şansı kalmadığını anlayan Gennan bu oyunu sonlandırmadan bıraktı. Bir sonraki oyunda Shusaku siyah aldı. Shusaku’nun gücünün kendi seviyesinden yüksek olduğunu kabul eden Gennan, Shusaku’yu onurlandırdı.

Siyah alarak kazandığı bu oyun Shusaku’nun kariyerinin en bilinen oyunudur ve go tarihinin en ünlü hamle olan “Kulak Kızartan Hamle” bu oyunla ortaya çıkmıştır. Bu oyun iki oyuncunun kariyerinde de bir klasik olarak yer edinmiştir. (Bkz. Sayfa 15)

Edo’ya dönen Shusaku’ya, Honinbo Okulu’nun gelecekteki lideri Shuwa’nın varisi olması teklif edildi; ancak Shusaku ailesine ve Lord Asano’ya karşı yükümlülüklerini öne sürerek bu teklifi geri çevirdi. Bir müddet süren müzakerelerden sonra Asano Klan’ı Shusaku üzerindeki haklarından vazgeçti; ve böylece 1847’nin başlarında Shusaku, Shuwa’nın varisi olabildi.Ekim 1846- Eylül 1847 arasında, Shuwa ve Shusaku 17 maçlık ünlü serilerini oynadılar.

Aynı yılın sonunda Josaku’nın ölümüyle Shuwa, Honinbo Okulu’nun yeni lideri oldu. 1848’de Shusaku resmen Shuwa’nın varisi oldu. Aynı yıl, daha 19 yaşına girmeden, Shusaku 6-dan’a yükseldi. 1849’da ilk kez Kale Oyunları’na katıldı. Sonraki yıllarda, 19 Kale Oyun’u oynayıp hepsini kazanacaktı. İşte bu yıllarda 7-dan’a yükselmiştir.

1853’de Shusaku, Ota Yuzo’yla ünlü ‘sanjubango’sunu [1] oynadı. Birçokları tarafından Shusaku (Shuwa’dan sonra) zamanının en iyi oyuncusu olarak tanınıyordu, buna karşın Ota Yuzo aynı görüşte değildi. Ota Yuzo, Shusaku’yu çok zorladı. Shusaku ancak 1859’da Ota Yuzo’yla aynı seviyeye ulaşabildi. Maç içinde Shusaku, oyunların çoğunu kazanarak ve siyahla oynadağı hiçbir maçı kaybetmeyerek Ota Yuzo’dan daha iyi olduğunu kanıtladı.

17 oyun sonunda Shusaku Ota Yuzo’yu sen-ai-sen handikap’ına [2] zorladı. Shusaku, 23. oyun sonunda jigo’yla [3] kazanınca Ota Yuzo oyuna devam etmedi.

Sonraki yıllarda Kale Oyunları’nın bir yıldan daha fazla bir süre oynanmaması Shusaku’nun hevesini kırdı. Bu yıllarda çok maç yapmadı. Varis olmak isteyen Shuho’yla “jubango” olarak bilinen 10 oyunluk önemli bir maç yaptı. Tüm oyunlarda siyahla oynayan Shuho maçı 6–3 kazandı (bir de jigo aldı).

1862 yılında Edo’da bir kolera salgını ortaya çıktı, Honinbo Okulu’nun pek çok üyesi bu hastalığa yakalandı. Shusaku hastalık için bir çare bulmaya çalışırken kendisi hastalandı. 10 Ağustos 1862 yılında henüz 33 yaşındayken hayatını kaybetti.

Shusaku, Kale Oyunları’nda elde ettiği 19 maçlık yenilmezlik ünvanı ve hala ününü koruyan “Shusaku fuseki” açılışıyla bilinir. Yeteneği ve başarıları dolayısıyla sonraki go tarihçileri tarafından “Gonun Azizi” (Kisei) adıyla anıldı. Tüm go tarih boyunca bir daha sadece Dosaku bu ünvanla onurlandırıldı.

[1]: 30 oyunluk maç
[2]: her 3 oyundan ikisinde siyahla başlamak
[3]: komi tanımlanmadan önce eşitliği bozmak için kullanılan terim


Çeviri : Eren Kurter

Go Kulübü

Hollanda gonun Avrupa’daki merkezi. Avrupa Go Federasyonu Hollanda’da. Eindhoven Hollanda’nın 5. büyük şehri. Ağustos 2006da Hollanda’nın 5. büyük şehrine yolculuğum başladı. Aklımda birçok soru, yabancı bir kültür, farklı insanlar, farklı alışkanlıklar… Bu öğrenci şehrinde kim bilir ne kadar çok go oyuncusu vardır. Belki bu şehirdeki ilk arkadaşlarım go oyuncuları olacak. İçimde bir heyecan… Cebimde internetten kazıyarak gün yüzüne çıkardığım go kulübünün adresi. Go Kulübü!!! Gerçek bir go kulübü!!! Hani Hikaru’da gördüğümüz gibi. İnsanların günün her hangi bir saatinde gidip oynayacak birilerini bulabileceği bir yer. Hayaller her zaman güzel. Ne de olsa Hollanda gonun Avrupa’daki merkezi…

Eindhoven’daki ilk haftam. Go kulübünün sayfasını inceliyorum. Yok, hayır her gün değil, pazartesileri buluşuluyormuş. Olsun! Elimde harita, adresi arıyorum. Go kulübü şehrin merkezindedir mutlaka! A, hayır merkezde değil! Şehri çevreleyen ringin de dışında. Olsun! İlk dakikada golü yedik. Ama pes etmek yok!

Görece uzun bir bisiklet yolculuğundan sonra işte sokağı buldum. Kafenin ismi De Barrier. Hmm bir Café Barrier var ama bu olamaz! Burası bildiğin “Irish Pub”! Hmm, taşındılar mı, nedir? Yanında da buram buram ot kokan meşhur “coffee shop”lardan! Çakal tayfa önünde… Allaam beni sınıyor musun???

Adamlar gülüp geçecek ama olsun! Girip bir sorayım boşuna mı geldim! Bara yaklaşıyorum ( Evet abartmıyorum bildiğin, yediğimiz “Irish Pub”! Bkz: youtube Esra Ceyhan) ‘Burada go oynanıyormuş diye duydum…’ ve şaştırtıcı cevap ‘Gooo. Şurada şu perdenin arkasında!’ Fazla düşünmeden yürüyorum, perdeyi aralıyorum ve ışığı görüyorum! Evet, go tahtaları her yerde. Her yer dediğim 4–5 masa. Yaşlı başlı amcalar oyuna koyulmuşlar. Yaş ortalaması 43. Haydaa… Olsun!

Simdi pazartesileri Fons’u arıyorum, akşama ‘Monday Ladder’a geliyorum diyorum. Fons eşleştirmelerden sorumlu, 58 yaşında. Hollandalı ilk arkadaşım. Rene’yle Türkiye’yi konuşuyorum. Torunlarıyla gelmiş. Bodruma gecen yıl, çok beğenmiş. Wouts’la kapışıyoruz sıklıkla. Wouts 45 yaşında. Durmadan tokatlıyorum amcayı. Bunları niye mi anlatıyorum? Bazı şeylerin kıymeti bilinsin diye.

Sertaç Oruç - Eindhoven

Problemler




















Sol üst köşe: Beyaz oynar öldürür.
Sol alt köşe: Beyaz oynar öldürür.
Sağ alt köşe: Siyahın en iyi hamlesi.
Sağ üst köşe: Beyaz oynar öldürür.

Honinbo Shusaku- Gennan Inseki (1846-09-11,14,15)



Toplandığımız Kafeler - 1

Türkiye’de go oyuncularının toplandığı az sayıda kafe bulunmakta. Her sayıda bu bölümde sizlere bu kafeleri tanıtmaya çalışacağız. Bu sayıda Ankara’dan Cafe Orta Dünya’ya yer verdik.



Go Nedir?

Go karakteri kökten gelişen taş oyunu anlamına gelmektedir. Yatay ve dikey on dokuzar çizginin kesişmesinden oluşan tahtaya sırayla siyah ve beyaz taşlar konur. Bu taşlar bir kök, bir temel oluşturup daha sonra tahtada yer alacak olan iki yapıya, iki organizmaya dönüşürler. Amaç oyun sonunda tahta üzerinde en iyi gelişmeyi göstermiş olmaktır. Bu ise taşların belirttikleri alanlarla ölçülür.

Gonun kuralları herkesin öğrenebileceği kadar kolay. 4000 yıldır değişmemiş olan kuralları on dakikada öğrenilebilirken, goda ustalaşmak yıllar alabilir. Tarihte gonun savaşçı katmanlarca eğitim amaçlı oynandığı, Çin’de müzik, resim ve yazıyla birlikte dört sanattan biri olarak kabul edildiği bilinmekte.

Bu kadar uzun bir geçmişe sahip olmasına karşın Avrupa ve Amerika’da tanınması 100–150 yıl öncesine dayanıyor. Ülkemizde ise go 1980lerin sonlarında gösterilen çabalarla kitlelerce tanınmaya başladı. Günümüzde go etkinlikleri Türkiye Go Oyuncuları Derneği(TGOD), üniversitelerdeki öğrenci toplulukları, kimi şehirlerde kurulan topluluklar, bireysel çabalar ve kimi kafelerin destekleri ile devam ettirilip, geliştirilmekte; bunlara yenileri eklenmekte. Düzenli yapılmakta olan yurt içi turnuvalar, yurt dışı turnuvalar, haftalık buluşmalar, çalıştaylar, mini turnuvalar gibi etkinliklerin yanında 2006 yazında Karaburun’da İzmirli dostlarca düzenlenmiş olan go kampı gibi yenilikçi etkinlikler günümüz
Türkiye gosunu özetliyor gibi.

Bu büyüleyici oyundan tatmamışsanız, bilgilerimizi seve seve paylaşacağımızdan haberdar olun yeter. Görüşmek üzere…
Aralık 2006